Acının Öyküsü: Katil Baba | DUYGUBLOG

 "Acının tanımı hiçbir zaman yeterince iyi yapılamadı. Hele ki acının kaynağı en yakınından gelirse kelimeler kifayetsiz kalırdı" İşte bu Balamir'in okuduğu kitabın son cümlesiydi. Kitabı usulca kapattı ve bir şeyleri anlamaya çalıştı. Bu çaba hüsranla sonuçlandı. Günlerdir işsiz ve aç yatıp kalkan Balamir karısının ona doğru geldiğini görünce kitabı bir yerlere saklama çalıştı. Eve ekmek getiremediğinden, çocukların, karısının açlık kokan nefesinden tabi ki kendisini suçlu tutuyordu. Bu yüzden de kendisine hiçbir şey yapmayı hak görmüyordu. Karısı yanına gelip karşıdaki mindere oturdu, hiçbir şey konuşmuyorlardı çünkü bakışlarıyla bile anlaşabiliyorlardı. Kış aylarından dolayı işsiz kalan çiftçi Balemir, ne yapması gerektiğini iyi biliyordu fakat nasıl yapacağını bilmiyordu. Köyden göç edip şehre yerleşmeliydi ama bunun içinde para lazımdı. İşte ihtiyaçları olan para onlarda yoktu. Tabi para denilince ailenin aklına Balemir'in babası Artuk gelirdi. Çünkü babası onlara bakabilecek, hiç olmazsa şehre gidebilecek kadar para verebilirdi. Ama adam cimriydi bir kere. Oğluna bile para vermezdi. Bu yüzden Balemir ondan para isteme teklifinde bile bulunmadı. Ayrıca Artuk bir alkolikti. İşte bu bütün cümleleri sırayla düşünen Balemir bir plan yaptı. Kasabadaki bütün tanıdıklardan az bir miktar bile olsa borç alacaktı ama şehre gideceği düşüncesini kimseyle paylaşamazdı yoksa şehirden kasabaya ne zaman döneceklerdi de ne zaman borçlarını ödeyeceklerdi. Köylünün aklında bu sorunun olduğuna hep şahit olmuştu. Bu düşündüğü fikri akşam karısıyla paylaştı. Karısı da yapacak bir şeyleri olmadığını bilerek gitmeyi kabul etti. Sabah olunca Balemir hemen planını devreye soktu. Arkadaşlar, akrabalar, komşular hepsinden yardım istedi. İnsanlar onun borcunu tez vakitte ödeyeceklerini bildikleri için istediği parayı verdiler. Akşam eve gittiğinde karısına yapacakları şeyleri anlattı, karısı ise yolda aç kalmamak için son kalan unlarıyla mısır ekmekleri pişirdi. Sabah daha gün doğmadan kimse uyanmadan yola çıktılar. Nihayet şehre vardıklarında şansları yaver gitti. Balemir tez zamanda bir işe girdi. Az para veriyorlardı ama sonuçta boğazlarından yemek geçiyordu. Bir yandan da borcuna sadık bir adam gibi azcık azcık para biriktirip durdu. Bu para biriktirmeler epey uzun sürdü tabi. Birkaç yıl sonra borçları kadar parayı biriktirdiklerinde köyü ziyaret etme kararı aldılar. Tabi köydeki herkes onlara çok sinirli, tepkili olacaklardı. Sonuçta onlarında bakması gereken bir ailesi vardı. Ama Balemir ve ailesi her şeyi göze alarak gittiler. Hem Balemir'in babası Artuk'u da ziyaret etmiş olurlardı. Köye nihayet vardıklarında öğle saatleriydi. Balemir babasının haberi olmadan şehre gittikleri için ilk babasına gitmeliydi ve ona olanları anlatmalıydı. Kimseye görünmeden babasının evine gittiğinde, babası aşırı sinirlendi, çünkü köylüler Balemir borcuna sadık kalmayınca parayı Artuk'tan istemişlerdi ama o vermeye yanaşmamıştı. Çok sıkıştırmışlardı. Artık köyde Artuk'u adam yerine koyan bile yoktu. İşte bunların siniriyle oğluna bağırıp çağıran baba ona ani bir hareketle bastonuyla oğlunun kafasına vurdu. Balemir kanlar içinde yere yığıldı. Bunu gören baba ne yapacağını şaşırdı, bir anda donup kaldı. Biraz daha kendine geldiğinde oğlunun yerde yatan bedeninden çekip, başını kolları arasına aldı. Bir eliyle Balimir'in başının yaralı kısmını eliyle kapattı. Diğer eliyle de oğlunun başını dudaklarına doğru ittirdi. Oğlunun alnından öptü. Cimri, çekilmez falandı ama sonuçta babaydı. Birkaç dakika öylece durdular. Sonra usul usul inlemeye başladı Artuk. Gözlerinde adamakıllı bir acı vardı. Hatta bu yüzden gözleri yuvalarından fırlayacaktı. Tabi bu acıdan ölüm döşeğinde olan Balemir'de de vardı. Sevgisiz çocukluğunun acısıydı, annesizliğin acısıydı, değersizliğin acısıydı bu. Daha ölmemişti ama hiç kıvranmıyordu bile sadece tepkisiz kaldı, az sonra son saniyelerini de bitirdiğinde, babasının gözünden bir damla yaş aktı. Bu pişmanlığın gözyaşıydı. Balemir'in okuduğu kitaptaki gibi acı sözlerle tanımlanamaz ama var olduğunu da unutturmaz. Burada sorulması gereken soru ise şudur: "Kim daha çok acı çekiyor?"









1 Yorumlar

  1. Kendi yazdığım bir öyküdür. Sizde yazdığınız öyküleri, şiirleri, masalları, fablları vs. hemen mail adresime gönderin ve sitemde yazınızın paylaşılma fırsatını kaçırmayın.

    YanıtlaSil
Daha yeni Daha eski